Hallac-ı Mansur Karmati miydi… Öldürülmesinin sebebi hiç de sandığınız gibi değil

İlknur Altıntaş

Hallac-ı Mansur…

Tam 1101 yıl önce bugün 26 Mart 922’de Bağdat meydanında vahşi bir şekilde öldürüldü.

Önce zindanda işkenceden geçti, aç ve susuz bırakıldı…

Zindandan infaz yerine götürüldüğünde yol boyunca halk tarafından hakarete uğradı.

Çarmığa gerildi, kollarından başlayıp tüm bedenini saracak şekilde zincirlendi…

Kırbaçlandı…

Önce burnu kesildi, sonra kulakları!

Sağ kolu ve sol bacağı da… Çapraz kesik derler buna o dönem çok yaygındı!

Ve… İnsanlar meydanda bu vahşete tanıklık ederken “kâfir”, “din düşmanı”, “zındık” diye bağırıp onun acısından zevk aldı…

Acılı saatlerin sonunda dönemin veziri Hamid bin Abbas emri verdi; Hallac-ı Mansur yakılarak öldürüldü…

Peki, bu kadar büyük nefretin sebebi neydi?

Hallac-ı Mansur, “en el-Hakk” dediği için mi?

Hayır, iş pek öyle değil…

Gelin size bugün Hallac-ı Mansur’u ölüme götüren sebepleri yazalım…

EN EL-HAKK DEDİĞİ İÇİN ÖLDÜRÜLMEDİ

Evet; Hallac-ı Mansur “en el- Hakk” dedi.

“Ben Hakkım, hakikatim” demek…

Bunu bir tür ilahlık sanmayınız. Ki Hz. Ali’nin lakaplarından biri de “el- Hakk” tır. Ebu Zer el- Giffari, Halife Osman’ın emriyle Taif’e sürgüne gönderildiğinde insanların onu uğurlamaya gitmesini de yasakladı.

Ona giden sadece Hz. Ali’ydi ve o esnada Ebu Zer el-Giffari; “Ya Hakk, geleceğini biliyordum” dedi.

Hatta Hz. Ali yine der ki: “Derdinin devâsı sendedir ama farkında değilsin. Derdin de kendindendir ama hiç görmüyorsun. Sen kendini küçük bir şey zannediyorsun. Halbuki bütün âlem sende toplanmıştır.”

Üstelik…

Hakk ve batıl olayında da bir ilahlık değil bir gerçeklik ve tezatlık vardır! Hakk, al- Mahmud/ nur –iyilik; Batıl, el-Mezmüm/ karanlık- kötülük demektir…

Yani… Hallac-ı Mansur bu sözden dolayı idam edilmedi. Keza Hallac-ı Mansur bu sözü ölümünden neredeyse 20-30 yıl önce dillendirmeye başladı…

Kimse de tepki göstermedi…

Ama ölümünden çok sonraları bir felsefe türetildi: Vahdet-i Vücud

VAHDET-İ VÜCUD NE DEMEKTİR?

Aslında…

Vahdet-i Vücud değil o “Vacibul’ Vücud” dur.

Biraz konuyu açalım o zaman…

Şimdi… Âlem evrendir, evrenin bilgisi de ilimdir ve bilim sözcüğü de ilimden gelir…

Mesela…

Alak 1: 5, “Oku Rabbinin adıyla ki bütün mahlûkatı yarattı. İnsanı da bir parça kan pıhtısından var etti. Oku ve Rabbin, pek büyük bir kerem sahibidir. Öyle bir Rab ki kalemle öğretmiştir. İnsana bilmediğini belletmiştir.”

Dikkat edin burada iki kere “oku “geçer!

Ve… İlkinin manası ayrıdır, ikincisi ayrı. Melekût ve madde âlemini simgeler…

İlkinde bilinçaltındaki “evren” kitabının, “âlem”in insana hatırlatması…

İkincisinde ise Kuran’ı Kerim’den bahsediliyor. Kur’an okuyarak “iman” a ulaşma gayretinden.

Bu yüzdendir ki İslam’da ilim imandan önce gelir!

Yani akıldan… Ve ilk yaratılan “nur” akıl olarak da tasvir edilir.

Sadece bu kadar da değil…

İlim/ğilm kelimesi de “âlem”den gelir…

İlmin de bir sürü çeşidi var, Mesela: Ğilm-i gayb, ğilm-i ledün, ğilm-i cifr vs.

Esas olan hepsinin kaynağı, özü Allah’tır, yani Büyük Yaratıcıdır.

Herkesin bildiği “zahir”, bilinmeyense “batın”dır.

Ve… Batının batını, sır, sırrın da sırrı vardır!

BATINİLİK NEDİR

Hallac-ı Mansur’da Kuran’ın sadece zahir değil batıni yönüyle ilgilendi…

Vahdet-i Vücut konusuna dönersek…

Mesela ana soru şu: İnsan yaratıcısıyla birleşir mi?

-Hayır…

Neden?

Çünkü İslam’a göre iki temel kavram var:

  1. Vacibu’l Vücud
  2. Mumkinu’l Vücud

Vacibu’l Vucud, Allah’tır. O’ bir sebebe ihtiyacı olmayandır, varlık, cevher O’dur…

Ve… Yaratmıştır.

Neyi?

Mumkinu’l Vucud’u… Yani, âlemi…

Topralarsak… Allah madde âleminde değil ki bu ikisi birleşebilsin!

Allah yine madde olmadığı için parçalara da bölünemez…

Yani… Parçalar birleşince de Allah’ı oluşturamaz…

Peki, o zaman Hallac-ı Mansur’u niye öldürdüler?

HALLAC-I MANSUR KARMATİ MİYDİ?

Dâi, davetçi demek…

Ki Hz. Muhammed Mustafa’nın lakaplarından biri de “ed-Dâ‘î ilallâh” yani Allah’a davet edendir…

Ve… O dönemde Karmatiler tarafından çok sık kullanıldı…

Karmati Dâi’leri ve ileriki yıllarda da İsmaili Dâi’leri Abbasileri sarstı…

İsyancıydılar…

Adaletten eşitlikten ve gerçek İslam’dan bahsediyorlardı. Karmatilik aslında daha çok sosyal bir örgütlenmeydi…

Ezber bozmalarıyla hedefe kondular; çok geçmedi ki, “zındık”, “kâfir” olarak yaftalandılar…

MEYDANLARDA İNFAZ EDİLDİLER

Abbasiler Karmati Dâi’si olduğundan şüphelendikleri herkesi Bağdat meydanında kurulan iskelelerde hepsini sıralı bir şekilde yüz üstü yatırıp ellerinden çiviletirdi, Karmatiler, el ve ayak bileklerinden çapraz kesilir ve sonra da kafaları kesilip Bağdat’ın en işlek yerlerinde teşhir edilirdi.

Evet, Hallac-ı Mansur’da Karmati isyanlarına destek verdi…

Üstelik sadece lafla da değil!

Muhalifti ve iktidarın hep hedefindeydi…

Hatta Cüneyd-i Bağdadi ile ters düştü. Cüneyd’i Bağdadi Karmatilikle özdeşleşen “İhvan es- Sefa” risalelerini okuyan Hallac-ı Mansur’a çıkıştığında “…yatağında ölümü beklerken kendini berbat hissedeceksin, mutsuz, perişan ve bunu bileceksin! Neden biliyor musun? Çünkü sen hep bir korkaktın ve bir korkak olarak öleceksin!” dedi Hallac-ı Mansur.

KİM BU KARMATİLER?

Karmatilerin iki önemli lideri vardır, Hamdan Karmati Kufe ve civarında güçlüydü, Ebu Said al Cannabi ise Bahreyn’de…

Hatta… Bahreyn Karmatileri 300 yıl kadar süren ve Basra bölgesinden başlayıp bugünkü Suudi Arabistan’ın içlerine kadar inen geniş bir coğrafya’da Karmatiler Devleti’ni bile kurdu…

Yai… Ebu Said’in adamları her yerdeydi…

-Kufe, Şam, Bağdat vs.

Durumu size iki tarihi mektupla açıklayalım…

Biri Abbasi Halifesinden Ebu Said el-Cannabi’ye…

“Ey Ebu Said al Cannabi;

Ey Kâfir! Ey Hak düşmanı! Ey mescitleri, camileri basan, Hacc’a giden imanlı insanları katleden zalim! Haddini bil! Bu sana son uyarımdır; şimşek gibi çakar, yağmur gibi üstünüze çökerim!

Halife Muktedir Billâh”

Bu da Ebu Said al- Cannabi’den Abbasi halifesine cevap:

“Ey Muktedir,

Ey Hak’ın temsilcisi olduğunu iddia eden Hak düşmanı! Ey içindeki açlığı kan, et ve altınla dolduramayan zavallı. Fetva verdirdiğin sözde âlimlerin senden korkması seni güçlü yapmaz, onları zavallı yapar! Bilirsin ki biz onlardan değiliz! Ha, bu arada doğrudur: Hacc’a, camiye giden riyakâr, dolandırıcı, Allah adıyla insanları kandıranları öldürttüm; çünkü bunlar yaşamayı hak etmeyenlerdir; böyle insanlar ölmeyi hak edenlerdir! Biz bir kuru ekmeğini mezhebini sormadan açla paylaşır; biriktirmekten kaçınırız! Kendine Hak’ın gücüne sahip unvanlar vererek ancak etrafındaki şarlatanları kandırırsın! Hangi savaşa girdin de kazandın? Hangi orduya mertçe kılıç salladın? Bir korkak gibi saklandığın sarayında zevk ve safahat içinde kaybolmuşsun! Her türlü sapkınlığı ve ahlaksızlığı yapıp bize iftiralar atması için tuttuğun o zavallılara altınlar saç, zira sonun yakındır; başında olduğun devlet çökmektedir; tükenmektedir; yok olmaktadır! Benim başında olduğum devlet ise sana diz çöktürmek üzeredir! Yok, etmek üzeredir! Ordularım senin hükmettiğin diyarları bir bir ele geçiriyor; surlarını yıkıyor; yakında saray kapılarına dayanacak! Benden sana tavsiye orada kal! Şimşek gibi çakacak; yağmur gibi üstlerine yağacağım sözlerin boşuna. Ne beni ne halkımı korkutamazsın. Ey soyuyla gurur duyan zavallı Abbasi oğlu! Ey korkak ve beceriksiz el Muvaffak oğlu Mutezid oğlu Muktedir! Kendine “Muktedir Billâh” dersin; yani Allah’ın kudretine maliksin; O’ndan kuvvet alıyorsun! Sen olsan olsan kötülerin, hainlerin, yobazların Emiri olursun! Ben halkımın içinden çıkmış bir liderim. Adım: Ebu Said Hasan bin Behram al- Cannabi. Soyum halkımdır. Gücümü onlardan alır; canımı onlara feda ederim. Biraz yüreğin varsa… Biraz cesaretin varsa… Görülecek bir hesabın varsa… Gel de gör!”

HALLAC-I MANSUR KARMATİLİKLE SUÇLANDI

Hallac-ı Mansur Karmati liderleriyle sürekli mektuplaştı.

Ve çok geçmedi ki Hallac-ı Mansur’da Karmatilikle suçlandı!

Hallac-ı Mansur’un mektuplarda kullandığı kod adlarından biri “Ebu Umare” diğeri “Muhammed bin Ahmed el- Farisi” idi…

Ve…

Abbasi veziri Hamid bin Abbas’ın da hedefindeydi…

Yaptığı bütün adaletsizlikleri, usulsüzlükleri, üzerine geçirdiği malları ifşa eden hep Hallac-ı Mansur’du çünkü.

913 YILINDA TUTUKLANDI

913 yılıydı, yani Hallac-ı Mansur’un öldürülmeden dokuz sene öncesi…

Hallac-ı Mansur’u tutuklayıp Bağdat’ta birbirine çapraz bağlı iki kütüğe kol ve bacaklarından bağlayıp teşhir ettiler önce…

Hakaretler edildi… Yüzüne tükürdüler.

En çok da: “İşte o. Karmazi Papazı…” dendi.

Peki, neden bu kadar zaman beklendi öldürülmesi için?

Çünkü önemli biri engel oldu!

TARİHİN EN GÜÇLÜ TÜRK KADINLARINDAN BİRİ

Şağab Hatun…

Halife Muktedir’in annesi! Samarra doğumlu bir Türk’tü. Gerçek ismi Garip’ti, sonraları Naim adını aldı…

Köle pazarlarında köle olarak satıldı…

Ve… Cariye olarak hediye edildiği sarayda zirveye çıkmakla kalmadı; Abbasileri perde arkasından 20 yıl boyunca o yönetti…

Bir veliaht- halife annesi olunca da Şağab Hatun oldu.

Hallac-ı Mansur’a hayrandı…

Üstelik o ara Şağab Hatun sadece Hallac-ı Mansur’u ölümden kurtarmakla kalmadı; vezir Hamid bin Abbas’ın Halife Muktedir’e hediye ettiği bağ evini de Hallac-ı Mansur’a tahsis etti…

Bir nevi hanedan usulü ev hapsinde tutulacaktı Hallac-ı Mansur…

DOKUZ YIL SONRA BAŞARDI

Ve… Dokuz yıl sonra Halifeyi kandıran Hamid bin Abbas sonunda amacına ulaştı…

Hallac-ı Mansur yeniden yargılandı…

Oysa… Heyet çoktan kararını vermişti ama yine bir öylesine bir mahkeme düzenlendi…

Çok tanıdık gelecek ama Hamid bin Abbas Hallac-ı Mansur’un bir Karmati olduğunu ispatlayan bir gizli tanık çıkarttı iyi mi?

Tarih hep mi tekerrürden ibarettir bilemedik!

Neyse… İlginç şeyler de oldu!

Mesela… Zamanında Hanbelî Ayaklanmasına destek veren Hallac-ı Mansur’un lehine bu kez sokaklarda gösteriler yapan kimlerdi bilir misiniz?

Hanbelîliler…

Ahmed bin Hanbel’in talebeleri Hallac-ı Mansur’un yanındaydı…

Ve… O mahkeme hangi sözden dolayı kalemi kırdı onu da yazalım!

Hallac-ı Mansur sorgulardan sıkılıp öfkeyle, mahkeme heyetine; “Bedenin Kâbe’sini yıkın” diye bağırdığı için.

Baş Kadı Ebu Ömer aynen şöyle dedi: ‘Seni kâfir, bu adamın kanı helaldir’

Ve… Sonrası malum!

Vezir Hamid bin Abbas’a ne olduğunu yazalım da öyle bitirelim…

929 yılındaki saray darbesinden sonra altın yüklü at arabasıyla kaçtı… Vasit yakınlarında at arabasının tekerleri kırıldı. Altınlar etrafa saçıldı filan.

Köylüleri aşağıladı. Fakat karşısındakiler, sıradan köylüler değildi…

Karmatilerdi…

Ve… Bu küstah saraylının Hamid bin Abbas olduğu anladıklarında bu kez ödeşme zamanıydı…

Hamid Abbas tıpkı Hallac’ı Mansur’a yaptığı gibi kütüğe bağlandı; kırbaçlandı ve son emri veren bu kez bir Karmati’ydi…

“Yakın!”

Odatv.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir