Ankara’nın iki mağazasının tarihi: Gima ve Sümerbank

Ankara’da yer alan ve 2011 yılında kapatılan Sümerbank ile, 1993 yılında bir şirkete satılan GİMA’nın hikayesini, Gerçek Edebiyat’tan Selim Esen yazdı:

“Yakup Kadri Karaosmanoğlu Ankara adlı romanında (Hakimiyeti Milliye Matbaası, 1934) ilk olarak o dönem Ankara’da yaşayan Millî Mücadele’yi destekleyen kesim için “Bir Avrupalı gibi giyinip süslenmek, bir Avrupalı gibi dans etmek, bir Avrupalı gibi yaşayıp eğlenmek ve hele bu iddiada Avrupalılar nezdinde, Avrupalılar arasında muvaffak olmak bunlara büyük bir zafer kazanmak kadar ehemmiyetli görünüyordu.”(s.106) vurgusunu yapar. Fakat daha sonra Ankara’da Avrupai giysileri bulmanın zorluğundan ve bu tip ürünlerin hâlâ İstanbul üzerinden temin edildiğinden söz ederek, şöyle der:

“Bu kış, Noel ve yılbaşı balolarına, Ankara’da, her seneden daha zevkli bir hazırlanış vardı. Çünkü, bu eğlenceler, henüz açılmış olan Ankara Palas’ın büyük hall ve salonlarında yapılacaktı. Buranın bin kişiden fazla davetli alabileceği söyleniyordu. Onun için, birçok ailelerin daha iki ay evvelinden İstanbul terzilerine taşındıkları görülmeye başladı. Gerek Kaligurusi’de gerek Fegara’da en son Paris modelleri Ankaralı hanımlar tarafından kapışılıyordu. Beyler, fraklarını ya daralmış ya eskimiş bularak yeniden gece esvapları ısmarlıyorlardı. İlk yıllar bir kuyruklu ceketle bir silindir şapkayı kâfi sananlar, şimdi, klak ve makferlan peşinde koşuşuyorlardı. Yazık ki, bu artikllerin (nesne, eşya, şey anlamında) bir kısmını stoklar tükenmiş olduğu için bulmak kabil olmuyor ve Beyoğlu’nun belli başlı mağazaları vasıtasıyla Avrupa’ya ısmarlamak lazım geliyordu” (s. 115).

Giyim-kuşamdan söz ediyordu Yakup Kadri… Ve o günlerde Ankara’da insanlara bu hizmeti verebilecek tek mağaza dahi yoktu. İlerleyen yıllarda Ulus semtinde çoğalacak giyim mağazaları sonradan Yenişehir’e Kızılay’a yayılacaktı.

Kuşkusuz Ankara’da açılan mağazaların modern yaşama uygun bir giyinme kültürünün yaygınlaşmasında önemli işlevi vardı. Bu mağazaların başında Sümerbank geliyordu. Sümerbank erken Cumhuriyet döneminden 1980’li yılların ortalarına kadar özelinde Ankara, genelinde diğer şehirlerde açtığı mağazalarla giyim kültürünün gelişiminde öncü oldu.

Şaşırtıcı derecede güçlü bir tarih bilinci olan Mustafa Kemal Anadolu topraklarında hüküm sürmüş uygarlık adlarını kimi yeni kurumlara vermişti: Etibank, Sümerbank gibi. Sümerbank genel müdürlüğü, 1936’da, Ankara’nın şehir planını yapan Avusturyalı mimar Jansen’in ısrarlı karşı çıkışlarına karşın, Ulus’ta İş Bankası’na bitişik ünlü Taşhan Oteli’nin (özgün adıyla Hotel Angora) yıkılarak yerine inşa edildi. Binanın üst katları banka olarak kullanılırken, heykele bakan giriş katında Sümerbank’ın çeşitli fabrikalarında üretilen yünlü, ipekli kumaşların, ayakkabıların (ünlü “Beykoz kunduraları”) satıldığı satış mağazası bulunurdu.

Sümerbank Ankara’da ilk mağazasını 1955’de Yenidoğan ve Yenimahalle’de açtı. Bu mağazaları sırasıyla 1958’de Bahçelievler, Cebeci ve Gülveren, 1968’de Bakanlıklar, 1972’de Mamak, 1973’te Mithatpaşa, 1977’de Ulus II ve Siteler, 1978’de Sincan, 1979’da Akdere ve Elmadağ, 1981’de Gölbaşı ile 1983’de Kızılay mağazaları izledi. (Satış mağazaları yıllığı, 1985).

Özellikle 1960’lı yılların ikinci yarısı, Sümerbank mağazaları özelindeki dönüşüme benzer şekilde, kentsel ölçekte de mağazacılık anlamında büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemdi. Günümüz alışveriş merkezlerinin önceli sayılabilecek çarşı uygulaması bu dönemde yaygınlaştı ve içinde yürüyen merdiveni olan çarşılar ilk kez bu tarihlerde görüldü. Ulus, 1964’de hizmete giren Anafartalar Çarşısı’na rağmen ticari üstünlüğünü Kızılay’a kaptırmayı önleyemedi. Kızılay’da çok sayıda Çarşı ve İş Hanı işletmeye açıldı. Onur İş Hanı ve Çarşısı, Rumeli Han, Soysal İş Hanı ve Çarşısı, Yeni Konak Mağazası, Moda Çarşı, And İş Hanı ve Çarşısı, Kalabalık İş Hanı ve Çarşısı ilk akla gelenlerdi.

Sümerbank’ın Ulus’taki mağazalarıyla beraber Kızılay’da açtığı büyük mağazalara benzer şekilde, daha önce Ulus bölgesinde hizmet veren GİMA, Yeni Karamürsel, 19 Mayıs Mağazaları, Büyük Mağaza ve Tezkan gibi akla ilk gelen mağazalar bu dönemde Kızılay bölgesine şubelerini açtılar. 1967’de GİMA, 1972’de 19 Mayıs Mağazaları ile 3 Aralık 1969’da Yeni Karamürsel Mağazası Ankaralıların hizmetine girdi. 1970’li yılların başından itibaren de Vakko (1973) ve Beymen (1971) gibi çok katlı binalarda hizmet veren büyük moda mağazaları üst gelir grubundaki Ankaralılar için vazgeçilmez alışveriş merkezleriydi. Yılda iki kez yapılan özel indirim günlerinde her iki mağazanın önünde uzun kuyruklar oluşurdu.

Ankara’da mağazacılık anlayışı değişiyor, gelişiyordu…

Açık adı “Gıda ve İhtiyaç Maddeleri A.Ş” olan GİMA Mağazası, ürün çeşitliliği, mekânsal organizasyonu, satış ve satış sonrasına ilişkin yaklaşımı ve boş zaman tüketimine ilişkin düzenlediği etkinliklerle Ankara’nın ilk departmanlı mağazası oldu. GİMA, oluşturduğu sistemle sonraki yıllarda açılacak departmanlı mağazalara rol model oluşturacaktı.

GİMA Mağazası, Kızılay’da Emekli Sandığı tarafından yaptırılan ve Türkiye’nin ilk gökdeleni olarak değerlendirilen Emek İşhanı yapısının içinde yer alıyordu. Enver Tokay’ın yaptığı mimari projelerde yapının ilk beş katı (2 bodrum, 1 zemin ve 2 kat) büyük bir mağaza olarak düşünülmüştü. GİMA 9 Ocak 1967 günü hizmete girdi. Beş kattan oluşan mağazanın giriş katı parfümeri, kolonya, bijuteri, optik-saat, hediyelik eşya, çiçek teşhir ve satışına, İkinci bodrum katı gıda malzemeleri, içki teşhir ve satışına, birinci bodrum katı gıda malzemeleri, konserve, şarküteri ve kasap ürünleri teşhir ve satışına ayrılmıştı. Mağazanın, alt katlarında sunduğu zengin gıda ve hazır giyim ürünlerinin yanında dönemin diğer mağazalarından ayıran en önemli özelliği, mobilya, kamp malzemeleri, mefruşat, soba, buzdolabı, çamaşır makinesi, plak ve ses kayıt aletleri, oyuncak ve spor malzemeleri, kırtasiye ve büyük mutfak ürünlerinin sergilendiği ikinci katıydı. Özel aynayla kaplı kabinler ilk kez bu mağaza için tasarlanmıştı.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu Ankara adlı romanında (Hakimiyeti Milliye Matbaası, 1934) ilk olarak o dönem Ankara’da yaşayan Millî Mücadele’yi destekleyen kesim için “Bir Avrupalı gibi giyinip süslenmek, bir Avrupalı gibi dans etmek, bir Avrupalı gibi yaşayıp eğlenmek ve hele bu iddiada Avrupalılar nezdinde, Avrupalılar arasında muvaffak olmak bunlara büyük bir zafer kazanmak kadar ehemmiyetli görünüyordu.”(s.106) vurgusunu yapar. Fakat daha sonra Ankara’da Avrupai giysileri bulmanın zorluğundan ve bu tip ürünlerin hâlâ İstanbul üzerinden temin edildiğinden söz ederek, şöyle der:

“Bu kış, Noel ve yılbaşı balolarına, Ankara’da, her seneden daha zevkli bir hazırlanış vardı. Çünkü, bu eğlenceler, henüz açılmış olan Ankara Palas’ın büyük hall ve salonlarında yapılacaktı. Buranın bin kişiden fazla davetli alabileceği söyleniyordu. Onun için, birçok ailelerin daha iki ay evvelinden İstanbul terzilerine taşındıkları görülmeye başladı. Gerek Kaligurusi’de gerek Fegara’da en son Paris modelleri Ankaralı hanımlar tarafından kapışılıyordu. Beyler, fraklarını ya daralmış ya eskimiş bularak yeniden gece esvapları ısmarlıyorlardı. İlk yıllar bir kuyruklu ceketle bir silindir şapkayı kâfi sananlar, şimdi, klak ve makferlan peşinde koşuşuyorlardı. Yazık ki, bu artikllerin (nesne, eşya, şey anlamında) bir kısmını stoklar tükenmiş olduğu için bulmak kabil olmuyor ve Beyoğlu’nun belli başlı mağazaları vasıtasıyla Avrupa’ya ısmarlamak lazım geliyordu” (s. 115).

Giyim-kuşamdan söz ediyordu Yakup Kadri… Ve o günlerde Ankara’da insanlara bu hizmeti verebilecek tek mağaza dahi yoktu. İlerleyen yıllarda Ulus semtinde çoğalacak giyim mağazaları sonradan Yenişehir’e Kızılay’a yayılacaktı.

Kuşkusuz Ankara’da açılan mağazaların modern yaşama uygun bir giyinme kültürünün yaygınlaşmasında önemli işlevi vardı. Bu mağazaların başında Sümerbank geliyordu. Sümerbank erken Cumhuriyet döneminden 1980’li yılların ortalarına kadar özelinde Ankara, genelinde diğer şehirlerde açtığı mağazalarla giyim kültürünün gelişiminde öncü oldu.

Şaşırtıcı derecede güçlü bir tarih bilinci olan Mustafa Kemal Anadolu topraklarında hüküm sürmüş uygarlık adlarını kimi yeni kurumlara vermişti: Etibank, Sümerbank gibi. Sümerbank genel müdürlüğü, 1936’da, Ankara’nın şehir planını yapan Avusturyalı mimar Jansen’in ısrarlı karşı çıkışlarına karşın, Ulus’ta İş Bankası’na bitişik ünlü Taşhan Oteli’nin (özgün adıyla Hotel Angora) yıkılarak yerine inşa edildi. Binanın üst katları banka olarak kullanılırken, heykele bakan giriş katında Sümerbank’ın çeşitli fabrikalarında üretilen yünlü, ipekli kumaşların, ayakkabıların (ünlü “Beykoz kunduraları”) satıldığı satış mağazası bulunurdu.

Sümerbank Ankara’da ilk mağazasını 1955’de Yenidoğan ve Yenimahalle’de açtı. Bu mağazaları sırasıyla 1958’de Bahçelievler, Cebeci ve Gülveren, 1968’de Bakanlıklar, 1972’de Mamak, 1973’te Mithatpaşa, 1977’de Ulus II ve Siteler, 1978’de Sincan, 1979’da Akdere ve Elmadağ, 1981’de Gölbaşı ile 1983’de Kızılay mağazaları izledi. (Satış mağazaları yıllığı, 1985).

Özellikle 1960’lı yılların ikinci yarısı, Sümerbank mağazaları özelindeki dönüşüme benzer şekilde, kentsel ölçekte de mağazacılık anlamında büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemdi. Günümüz alışveriş merkezlerinin önceli sayılabilecek çarşı uygulaması bu dönemde yaygınlaştı ve içinde yürüyen merdiveni olan çarşılar ilk kez bu tarihlerde görüldü. Ulus, 1964’de hizmete giren Anafartalar Çarşısı’na rağmen ticari üstünlüğünü Kızılay’a kaptırmayı önleyemedi. Kızılay’da çok sayıda Çarşı ve İş Hanı işletmeye açıldı. Onur İş Hanı ve Çarşısı, Rumeli Han, Soysal İş Hanı ve Çarşısı, Yeni Konak Mağazası, Moda Çarşı, And İş Hanı ve Çarşısı, Kalabalık İş Hanı ve Çarşısı ilk akla gelenlerdi.

Sümerbank’ın Ulus’taki mağazalarıyla beraber Kızılay’da açtığı büyük mağazalara benzer şekilde, daha önce Ulus bölgesinde hizmet veren GİMA, Yeni Karamürsel, 19 Mayıs Mağazaları, Büyük Mağaza ve Tezkan gibi akla ilk gelen mağazalar bu dönemde Kızılay bölgesine şubelerini açtılar. 1967’de GİMA, 1972’de 19 Mayıs Mağazaları ile 3 Aralık 1969’da Yeni Karamürsel Mağazası Ankaralıların hizmetine girdi. 1970’li yılların başından itibaren de Vakko (1973) ve Beymen (1971) gibi çok katlı binalarda hizmet veren büyük moda mağazaları üst gelir grubundaki Ankaralılar için vazgeçilmez alışveriş merkezleriydi. Yılda iki kez yapılan özel indirim günlerinde her iki mağazanın önünde uzun kuyruklar oluşurdu.

Ankara’da mağazacılık anlayışı değişiyor, gelişiyordu…

Açık adı “Gıda ve İhtiyaç Maddeleri A.Ş” olan GİMA Mağazası, ürün çeşitliliği, mekânsal organizasyonu, satış ve satış sonrasına ilişkin yaklaşımı ve boş zaman tüketimine ilişkin düzenlediği etkinliklerle Ankara’nın ilk departmanlı mağazası oldu. GİMA, oluşturduğu sistemle sonraki yıllarda açılacak departmanlı mağazalara rol model oluşturacaktı.

GİMA Mağazası, Kızılay’da Emekli Sandığı tarafından yaptırılan ve Türkiye’nin ilk gökdeleni olarak değerlendirilen Emek İşhanı yapısının içinde yer alıyordu. Enver Tokay’ın yaptığı mimari projelerde yapının ilk beş katı (2 bodrum, 1 zemin ve 2 kat) büyük bir mağaza olarak düşünülmüştü. GİMA 9 Ocak 1967 günü hizmete girdi. Beş kattan oluşan mağazanın giriş katı parfümeri, kolonya, bijuteri, optik-saat, hediyelik eşya, çiçek teşhir ve satışına, İkinci bodrum katı gıda malzemeleri, içki teşhir ve satışına, birinci bodrum katı gıda malzemeleri, konserve, şarküteri ve kasap ürünleri teşhir ve satışına ayrılmıştı. Mağazanın, alt katlarında sunduğu zengin gıda ve hazır giyim ürünlerinin yanında dönemin diğer mağazalarından ayıran en önemli özelliği, mobilya, kamp malzemeleri, mefruşat, soba, buzdolabı, çamaşır makinesi, plak ve ses kayıt aletleri, oyuncak ve spor malzemeleri, kırtasiye ve büyük mutfak ürünlerinin sergilendiği ikinci katıydı. Özel aynayla kaplı kabinler ilk kez bu mağaza için tasarlanmıştı.

Mağazanın birinci katı kadın, erkek, çocuk ve bebek için konfeksiyon, tuhafiye, bornoz ve yatak takımları, yün ve düğme, çanta, ayakkabı, şapka ve hatta peruk gibi ürünlerin teşhir ve satışına ayrılmıştı. Dönemin Sümerbank mağazalarındaki dönüşüme benzer şekilde bu katta satılan ürünler daha moda ve sezonluk tüketimin şekillendirdiği hazır giyim ürünleriydi. Bu katın Ziya Gökalp Caddesi’ne bakan cepheleri üzerinde heykel sanatçısı Kuzgun Acar’ın soyut heykelinin olduğu içbükey betonarme yüzeyin arkasında kalıyordu. Bu durum mağazada sergilenen konfeksiyon ürünlerinin doğal ışık yerine yapay olarak aydınlatılmasına olanak tanıyordu. Benzer bir görünüm katın Atatürk Bulvarı’na bakan cepheleri için de geçerliydi.

Mağazanın ikinci katı mobilya, buzdolabı, soba, radyo ve pikap, plak, mefruşat, halı, oyuncak gibi ürünlerin teşhir ve satışına ayrılmıştı. Mağazanın bu beş katının üstünde yer alan Kızılay Meydanı manzaralı teras katı da uzun yıllar Set Kafeterya adıyla hizmet verecek olan, bir kafeterya olarak kullanıldı.

GİMA, sadece tasarımıyla değil uygulama süreciyle de daha sonra açılacak birçok mağaza için örnek oluşturdu. Mağazanın genelinde duvarda sergilenen ürünler için çelik taşıyıcı sistemler, sabit ve hareketli mobilyalar için özel ve güçlendirilmiş eloksan kaplı alüminyum profiller kullanılmıştı. Dolayısıyla GİMA mağazası, sadece modern mağazacılık anlamında getirdiği yenilikler, ortaya koyduğu ürün çeşitliliği, pazarlıksız satış, indirim günleri, ürün garantisi, iade ve değişim, taksitli alışveriş gibi satışa ve satış sonrasına ilişkin yenilikçi uygulamalarıyla değil mekânsal olarak da Ankaralıların kolektif belleğinde yer etmiş bir mağazaydı. Mağazanın mekânsal olarak öne çıkaran bir diğer unsuru da sadece ürün tüketimi değil, boş zaman tüketimi anlamında da toplumsal ve kültürel bir mekân olarak da ayrıcalıklı bir yere sahip olmasıydı. GİMA’nın teras katında yer alan ve Kızılay Meydanı manzaralı Set Kafeterya, uzun süre Ankara halkı için bir buluşma ve sosyalleşme mekânı oldu. O yıllarda dönemin gençleri için Ankara’da bu kafeterya mekânının sunduğu ortamda çok fazla mekân yoktu. Güzel bir atmosferle tasarlanmış bu mekânda müşteriler iyi müzik sisteminden, Amerikan barında sunulan ithal viski ve konyağa kadar çok nitelikli bir hizmet sunuluyordu. Ayrıca gerek mağaza içinde gerek kafeteryada aylık düzenlenen defile ve konser gibi etkinliklerle Ankaralılar GİMA’yı bir sosyalleşme mekânı olarak da kullanıyorlardı. Set Kafeterya, Attila İlhan’ın Bilgi Kitabevi yayın danışmanı olarak Ankara’da yaşadığı yıllarda (1973-1981) sıklıkla ziyaret edip yazılarını, şiirlerini yazdığı, dostlarıyla buluştuğu bir mekândı.

Gökdelenin ilk üç katına yerleşen GİMA, hem eş, dost arayanlara hem soğuktan kaçanlara, hem de alışveriş edenlere hizmet eden bir merkezdi. Genç kızların hizmet ettiği bu binada isterseniz hafif müzik de dinler, yalnız sigara içemezdiniz. Kapıdaki üniformalı iki kişi giren- çıkanı izler, bazen çıkanları durdurularak, kendilerinden fiş sorardı. Müracaat masasındaki genç bayan, iç düzeni bilmeyenlerin sorularını karşılardı. Görevli genç kızlar gün boyu bir koşuşturma içinde olurlardı.

Gıda maddelerinin ve mutfak eşyasının satıldığı kat, günün her saatinde kalabalık olurdu. Bir tarafta ‘snack barda’ sandviç yiyen ve serinletici bir şeyler içenle, ellerindeki paketleri taşımaya çalışanlar adeta birbirine karışırlardı. GİMA’da halıdan, buzdolabına, avizeden konfeksiyon reyonlarına kadar her şey bulunurdu. Herkesin ilgisini çekebilecek bir köşe bulunabilirdi. Çocuklarına oyuncak almak isteyenlerle beğendiği plağı almak isteyenlerin bir arada, birbirlerini rahatsız etmedikleri bir mekândı GİMA…

Sonra… Mağaza yöneticileri personel sorunlarıyla karşı karşıya kaldılar. Bir süre özel eğitimli genç kızlar birer, ikişer ayrılmaya başladılar. Kısmeti çıkanlar, arkadaşlarına iyi şanslar dileyerek veda ettiler, evlendiler.

Sonra… 1978 yılında Emekli Sandığı’nın depolarında görülen, Görkemli gökdelenin “GİMA” yazısının üstünde yer alan Kuzgun Acar’ın tunçtan kabartma “Türkiye” rölyefi 1988 yılında sökülerek hurdaya satıldı (Milliyet, 23.08.1988, s.10).

Sonra… 1993’te Dedeman-Bilfer grubuna satıldı. Üç yıl sonra 1996’da Dedeman Hüsnü Özyeğin’in Fiba Holding’ine sattı. Özyeğin de 2005’te Endi ile birlikte Fransız-Sabancı ortaklığı olan CarrefourSA’ya sattı. 2007’de GİMA adı CarrefourSA Expres olarak değiştirildi.

Büyük mağaza olarak, herkesin ulaşabildiği, bir şey satın almasa bile serbestçe gezebildiği, sosyal sınıf farkını ortadan kaldıran, demokratik bir ortam olan GİMA’nın böylece adı da yok edildi. Devletin halkçı GİMA’sı maziye karıştı. Gökdelen de Sümerbank gibi, Cumhuriyetin tüm kazanımları gibi satıldı, elden çıkarıldı, anılardaki yerini aldı.”

KAYNAKLAR

Emiroğlu, Kudret, 2001, Gündelik Hayatımızın Tarihi, Dost Yayınevi, Ankara.

Koparal, Cemil. 1986, Departmanlı Mağazaların Organizasyon Yapıları ve GİMA T.A.Ş.’deki İnceleme, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir.

Yardımcı, Bülent, 2005, “GİMA’da Ankara Sosyetesi Defile İzlerdi, Migros Kamyon Marketti”, Milliyet, 12 Mayıs 2005. http://www.milliyet.com.tr [Erişim: 07.12.2010]

Şumnu, Umut, 2020, Sümerbank’tan GİMA’ya: Ankara’da Mağazacılığın Mekânsal Dönüşümü, Ankara Araştırmaları Dergisi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x